14 Aralık 2009 Pazartesi

Işık

Uykudan yekinir yekinmez, pencereye koşarım: Dünya ışımış mı, yerinde duruyor mu? (Dünya bir yere gitmez, yerinde durur. Ben yoksam, dünya da yoktur. Dünyanın yerinde duruşu, var oluşumun kanıtı.)

Sabahın serin yeli saçlarımı karıştırır, gecenin uyuşukluğunu savurur; dağların ardından sökülüp gelen aydınlık, yıkar içimi: Gecenin gövdeme sıvadığı karanlıktan soyunurum. Işıklı serinlik, ciğerime doldukça dirileşirim Yaşama sevincini, savaş üniforması gibi giyinirim. İlk ışıkla damarıma yüreklerime sızmıştır, sanki. Arı duru ışığın getirdiği yeni gün, beni yeniden doğurmuştur. Yaşama ilk adım atmışçasına coşkulanırım. Kesin yargıların öksesine yakalanmamış çocuksuluk, ne kadar güzeldir. Dünyayı yeniden kuracağını sanan, engelleri, kuşatmaları hiç düşünmeyen yeniyetmelik atağı: Elimi, ayağımı, kasığımı işe kaşındırır, yeni düşünüşe devindirir: Artık yeni düşünceler yakalayabilir, algılanabilir, beynimle üretebilirim. Kişinin dünyayla yeniden kucaklaşması, ne büyük mutluluk! Daha ne isterim? Yapıp ederek var olduğumu kanıtlayacağım; kazanımlarımdan, birikimlerinden yararlandığım insanlığa, gücümce bir şeyler katkılama olanağı elimdedir. Ne kadar görkemli, gösterişli, göz alıcı, iç açıcı bir varsıllıktır, sabahın ilk ışığı! İnsan elinin kirletemediği sabah ışığı, katkı almamış duru sudur. O ışıkta çimmek, yeniden doğmak, yeni güç edinmektir, coşkudur; gövdesel/düşünsel üretime iteler insanı. Yaşamın damarımdaki kan, yüreğindeki coşku, ışıktır ışık! Karanlığı yaran ışık, güzellikleri örtüden soyunduran ışık, dünyayı, çırılçıplak kucağınıza bırakan ışık, sevgilimizin gözünde aşkı yalazlandıran ışık! Sizi birleşmeye, bütünleşmeye götüren ışık! Toplumsallaşma, uygarlaşma penceresinin perdelerini aralayan ışık! Geceleri, tavuk kümesinde ışığı, sür^di^açık tutmuşlar da daha çok yumurtlamaya başlamış tavuklar. Üretimden sevgiye, insanın içinde esenliği dalgalandırmaya kadar ışık! Doğanın varlığını sürdüren/kanıtlayan ışık! Yaşadığımızı, bir kez daha muştulayan ışık! Dünden yarma, Kaliforniya'dan Hindistan'a bir çimdik ışığın koşusunda insanoğlu. Ben de... Dostluklarımız, sevgilerimiz karşılıklı bakışlarımızdaki bir çimdik ışıktan yeşermiyor mu? Kinlerin, hırsların kara tohumu, gün/ışıl parıltısız gözlerin dölyatağında beklemiyor mu, kötülükleri edime geçiren karanlık yüzlü ışıksızlık? Onu geçelim, gül yalazlısına bakalım: Duru, puslanmamış ışık, ille de duru, puslanmamış ışık, çiçek gözlü ışık; insanı güzelleyen, aşka yönelten. Kadın erkek insan cinsinin birbirine vurulmalarının, birbirine tutulmalarının otuz saniyelik ışıklı bakışlardan filizlendiğini söylerler. Kalıbımı basarım; bu sözü doğruluğuna, ışıklı gözlerin çakımıyla çarpılıp yıldırım aşklarının çağıltısına, düşünmeksizin, hesaplamaksızın, kuralları ıskalayarak düştüğüne

; insan olmanın hazzını yaşadığına; birbirinde tek gövdeye dönüşerek doğasal tapınmanın doruklarında savrulduğuna. Sizi, bilmem, benim dostluklarım, sevgilerim, bir çakımlık ışığın dölü: Kimin kim olduğunu, kim olabileceğini, gözlerindeki ışıktan yakalamaya çalışırım. Böylesinin, önyargı olacağını, kişiyi yanıltacağını düşünebilirsiniz. Bana göre hiç de öyle değil: Işık


 


 

Gözlemlerim, beni yanıltmadı, %80 doğruladı. Yanıltmacalarla, saptırmacalarla, kuşatılmış, yapay rollerin yaşandığı ortamımızda %80 doğruyu yakalamak, az şey mi? Bana yetiyor. Daha çoğunu, kim bulmuş ki?...

Gecesi var, gündüzü var: Doğal ışık, bir açılır, bir kapanır. Ama yazarların, düşünürlerin, sanatçıların, bilgelerin; beynimizde yaktığı ışık, hiç sönmez: Dilinizi şakıtır, düşünüşünüzü devitken kılar. İnsanlık değerleri adına elimizde ne varsa; yazar, düşünür, bilge, sanatçı dediğimiz ışık üreticilerinin bize bağışıdır. Toplumsal yaşamda da ışığın karardığı, açıldığı dönemler vardır: Kararıksa kötümserliğe sürükler; duruysa, içinizi aydınlatır, umutlarımızı parlatır. Yazarlar, sanatçılar, düşünürlerdir; iç dünyamızı aydınlatan, insanlık değerleriyle iç dünyamızın ışıklandıran; insanlık değerlerini kemirenlere karşı atağa kalkmak için dil, düşünüş ışığı ile bizi yüreklendiren.

Yazmak, sanat yapmak, bilgelik; insanın salt kendini gönendirme, kendisi gibilerden kabul alma aracı olmasa gerek. Umut filizlerini yeşertmek, çevren açmak, insanlık bilincini kazandırmak emekçiliği, aydınlık, ışık işçiliğidir yazarlık, düşünürlük, sanatçılık!

Dünyamızın gündüzünü doğal ışık, gecesi yapay ışık aydınlatıyor da ışıkta mıyız ger­çekten, esen miyiz, insanlığın puslu gidişi içimize siniyor mu;?

  • insanlık değerlerinin parçalanması,
  • İnsanlık kazanımlarının talan edilmesi,

  • Dünyanın para/tecimin sultasına teslim olması;

  • Belli bir azınlığın egemenliği,
  • Çoğunluğunun, o küçük azınlığın iş kulu durumuna düşürülmesi, üstümüze kara bulutların salmıyor, içimizi karartmıyor mu?

Doğal ışığı, bulutlardan kurtarınız, gecenizi yapay ışıkla aydın kılınız. Yetmez! Anamal köleliğinden kurtulamazsanız: Vay haline insanlığın! Vay haline, beyin ışıkçılarından yoksun ulusların, yaşlı dünyanın!

Işıkçı, ışıkçılığının gereğine koşulmazsa; aydınlığa gereksinimli, ışıkçısının değerini bilmezse...

Hiç yorum yok: