31 Aralık 2008 Çarşamba

2008’in En Önemli Bilimsel Olayları

2008'in En Önemli Bilimsel Olayları

İyisiyle kötüsüyle 2008 yılını geride bıraktık. Geride kalan bu bir yıllık süre içerisinde öne çıkan ve tarihe geçen bilimsel olaylardan birkaçı....

CERN - Büyük Hadron Çarpıştırıcısı:

Evrenin oluşum sırlarını ortaya çıkartması beklenen proje, yalnızca 2008'in değil tüm zamanların en büyük ve en çok konuşulan deneyi oldu. Big Bang patlamasından sonraki koşulları yaratarak maddenin sır perdesini aralayabilmeyi amaçlayan deney, dünyanın sonuyla ilgili felaket senaryolarının yazılmasına neden olmuştu. Bing Bang Deneyi olarak da adlandırılan deneyin ilk aşaması başarıyla tamamlanırken, daha sonra çıkan arızaların giderilmesi amacıyla deneye bir süre ara verilmişti.

Mars'ın Kutbuna İnildi:

Nasa'nın Mars'a gönderdiği Phoneix (Anka Kuşu) uzay aracının, gezegenin kuzey kutbuna inmesi 'Mars'ta hayat var mıydı?' sorusunun yanıtı için çok büyük bir adım oldu. Anka Kuşu, gezegene inişinden kısa bir süre sonra kuzey kutup bölgesinde, mikrobik düzeyde de olsa bu gezegende bugün veya geçmişte yaşam olabileceğine ilişkin önemli bir bulgu olan 'buz'u bulmayı başardı.

Yapay DNA Dizilimi Oluşturuldu:

ABD'deki bilim adamları, tamamen yapay canlılar oluşturmak için ilk adımları attı. Bilim adamı Craig Venter, ilk kez bir bakterinin sentetik, yani yapay DNA dizilimini oluşturmayı başardı. Bilim adamları, tamamıyla laboratuar ortamında hayat verilmiş canlılar için çalışmalarını sürdürüyor.

Görünmezlik Elbisesi:

Kaliforniya Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, üç boyutlu nesnelerin çevresindeki ışığı bükerek onları görünmez yapabilecek bir malzeme geliştirdi. Araştırmacılar gelecekte, insanları bile gizleyebilecek kadar büyük malzemeler yapılabileceğini söylüyor.

125 Bin Goril Türü Keşfedildi:

Doğal hayatı koruma uzmanları Afrika'daki Kongo Cumhuriyeti'nin el değmemiş bir bölgesinde en az 125 bin gorilin varlığını keşfettiklerini açıkladı. Gorillerin dünya üzerindeki nüfusunun 100 binden az olduğu tahmin ediliyordu.

Tarih Öncesi Canlılar Hayata Dönüyor:

Buzlular içerisinde buldukları mamut kıllarından yola çıkan bilim adamları ilk kez soyu tükenmiş bir hayvanın genetik şifresinin büyük bir kısmını çözmeyi başardılar. Bu gelişme sayesinde son 100 bin yıl içerisinde soyu tükenmiş herhangi bir canlının yeniden yaşama döndürülebilmesi mümkün olacak.

Türk Bilim Adamından Einstein'ın Kuramını Çürüttü:

Prof. Dr. Tolga Yarman'ın yaptığı çalışmalarla Einstein'ın Genel Görecelik Kuramı'nı çürütmesi bilim dünyasında çok büyük yankılar uyandırdı. Einstein'ın teorisine göre hiçbir etkileşmenin, ışık hızından daha hızlı olamaz. Fakat Türk profesör Yarman, yaptığı deneylerde, bağıl manyetik alanın, ışık hızından en az 4 kat daha hızlı yayıldığını kanıtladı.

Kaynak: http://www.teknoportal.gen.tr/

26 Aralık 2008 Cuma

Oldukça iyi kaleme alınmış bir yazı

TARİH SENDEN ÖZÜR DİLİYORUM

1915 Ermeni tehcirinde yaşananlar, bir grup yazar ve aydının başlatacağı imza kampanyasıyla yeniden gündeme taşınacak. Kampanyanın öncülüğünü akademisyenler Ahmet İnsel, Baskın Oran ve Cengiz Aktar ile gazeteci Ali Bayramoğlu yapıyor.

Yılbaşında internette başlatılacak  "Özür diliyorum" adlı kampanya metninde şöyle deniliyor:

"1915'de Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felaket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum"

Bravo Ahmet İnsel,

Aferin   Ali Bayramoğlu'na…

Maşallah Prof. Baskın Oran'a…

Suphanallah Dr. Cengiz Aktar'a…

Ve onların yazdıkları gazetelere…

Ve bu özür bildirisine imza koyacak Türk Aydınına!

Yukarıdaki metni hazırladıkları için… İmza attıkları için… İmzaya açtıkları için… Vatan onlara borçludur, Millet minnettardır.

Doğru söylüyorlar. Gerçeği yazıyorlar.

Osmanlı Padişahı bir gece kalabalık rüyalar gördü.

Devlet erkânı, harpten darptan uzak, güllük gülistanlık imparatorluğun huzur ve sükun ortamından sıkıldılar.

Aralarında düşündüler, asker evlatlarımızı nasıl oyalayalım, ne işle meşgul edelim diye…

"Tehcir Kanunu" olarak bilinen, sevk ve iskân kanununu çıkardılar.

14 Mayıs 1331(27 Mayıs 1915) tarihli geçici kanunu yürürlüğe koydular.

"Osmanlı Devleti'ne karşı casusluk ve hıyanetleri görülenlerin ayrı ayrı veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere gönderilmesini" öngören bu yasa durup dururken çıkarılan bir yasaydı.

"Bu yasanın silâhsız sivil halkı ve Osmanlı Ordusunu, Ermeni çetelerine karşı korumak amacı için hazırlanmış bir yasa olduğu da" kocaman bir Osmanlı yalanından ibarettir…

"Osmanlı Devleti'nin yaptığı işlem, hukukî bakımdan sınır dışı etme (deportation-expulsion) mahiyetinde değildir...Tehcir yasasıyla gerçekleştirilen nüfus nakli, ülke içi nakildir (displacement-relocation). Devletin bekası ve ülke bütünlüğü gibi hayati önemdeki ulusal güvenlik ihtiyaçları bu önlemleri zorunlu kılmıştır." diyenler halt etmiş!

Onun için elbette özür dilenmelidir.

Ortada ne savaş var, ne casusluk söz konusu, ne de hıyanet…

  • Taşnak da yok, çete de yok ve hatta kurşunlanıp, süngülenen yüz binlerce Müslüman Türk, birbirlerini kırdılar…
  • 1915-1919 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da 519.000 Müslüman-Türk'ü de Ermeniler katletmediler…
  • Birinci Dünya Savaşı'nda Çarlık Rus orduları Doğu Anadolu'yu işgal ederlerken Rus ordularına ajanlık yapanların içinde bir tane bile Ermeni yoktu, kim uyduruyor bu yalanları?
  • Ermeniler, asla ve asla Rusya'nın ve Batılı devletlerin bölgedeki taşeron gücü olmamışlardır. Uluslar arası anlaşmalara suni Ermeni sorununu taşımak suretiyle tarihi Türk topraklarında bir Ermenistan devletinin kurulmasında Ermeni ihanetinin hiçbir rolü de yoktur!
  • 1973-1995 yılları arasında ASALA tarafından dünyanın 21 ayrı ülkesinde 41 diplomatımız alçakça şehit edilmesiyle de Ermenilerin ilişkilendirilmeye çalışılması beyhude bir çabadan ibarettir.
  • Rusların yardımıyla Azerbaycan'ın %25 oranındaki toprakları Ermeniler tarafından işgal edildiğini kim ima ediyor, bu alçakça iddiayı hangi bilim ve tarih düşmanı cahiller öne sürüyor…
  • Bir buçuk milyon Azerbaycan Türkü,  topraklarından zorunlu göçe tabi tutulmadılar ki, olar, iç turizmi canlandırmak amacıyla turistik geziye çıkmışlardı, bir daha da yurtlarına dönmek istemediler!
  • 1995 tarihli Ermenistan Anayasasında Türkiye'nin Doğu topraklarını; Erzurum, Kars, Ardahan, Ağrı, Iğdır, Erzincan, Van'ın,"Batı Ermenistan" olarak tanımlanması ve haritalarında bu vatan topraklarımızın ,"Batı Ermenistan" şeklinde gösterilmesi de haritaları basan matbaaların yanlışlığından ibarettir!
  • Bugün birçok ülke parlamentoları na taşınan sözde soykırım yasa tasarılarının arkasında Ermenistan devlet başkanı ve Ermenistan hükümetinin bulunduğunu iddia etmek gülünç bir tespit ve gerçek dışı bir iddiadır! 

    O nedenle elbette özür dilenmelidir!!!

    O nedenle,


 

Bravo Ahmet İnsel'e...

Aferin,  Yazar Ali Bayramoğlu'na…

Maşallah, Prof. Baskın Oran'a…

Suphanallah Dr. Cengiz Aktar'a…

Ve onların yazdıkları gazetelere…

Ve bu özür bildirisine imza koyacak Türk Aydınına!!!

Bu aydınlara bakıp ben de bir özür ihtiyacı duyuyorum.

Ama Ermeniler'den değil...

İzan senden özür diliyorum!

Akıl senden özür diliyorum!

İnsaf senden özür diliyorum!

Ecdad senden özür diliyorum!


 

Ahmet ÇAKIROĞLU

13 Ağustos 2008 Çarşamba

10 Gizemli Olgu

Son 10 yılda teknolojide gelinen nokta hayal sınırlarımızı zorluyor. Ancak bütün bu gelişmelere rağmen, evren ve Dünya, bir türlü çözemediğimiz sırlarla dolu.

Amerikan LiveScience dergisinde, yüzyıllardır gizemi çözülmeye çalışılan, varlığı ve yokluğu tartışılan, somut kanıtlara sahip olunamadığı için 'sır' olarak kalmayı sürdüren, bilimin bir türlü kesin ve akla yatkın bir açıklama sunamadığı tuhaf, ürpertici, merak uyandırıcı, en çok konuşulan '10 Gizemli Olgu'nun listesi yayımlandı.

1. BEDEN / ZİHİN BAĞLANTISI

Bir efsaneye dönüşen 'plasebo etkisi' zihinle beden arasındaki muhteşem ilişkinin en basit kanıtı. Bu etki kendini şöyle gösteriyor: Sahte, yani aslında ilaç olmayan bir ilaç aldıklarından habersiz denekler, dertlerine derman olacak bir hap ya da şurup içtiklerini düşündüklerinden kendilerini daha iyi hissediyorlar. Üstelik etki kimi zaman bununla da kalmıyor, tıbbi belirtilerde de düzelme görülüyor.

Bazen de bu 'yalancı' ilaçların işe yaradığını kanıtlamak istercesine, içtiklerinin etkisiyle acı çekiyorlar. Plasebo deneklerine bakınca, insan ister istemez, zihin neye inanırsa bedeninin de onu yaşadığına hüküm getiriyor. Pek çok uzman, zihnin yardımıyla bedenin kendi kendini iyileştirebilme kabiliyetinin, modern tıbbın yaratabileceği bir 'mucize'den kat be kat büyüleyici olduğuna inanıyor.

2. HAYALETLER

"Ölü insanlar görüyorum" repliğiyle zihnimize kazınan 'Altıncı His' filminden, lisedeyken ev partilerinde pek çoğumuzun katıldığı masum ruh çağırma seanslarından, çocukken masal gibi dinlediğimiz korkulu hayalet hikâyelerine kadar ruhlar üzerine hep konuşulur. Hayaletlerin varlığı hakkında ciddi bir kanıt olmamakla birlikte, onları gördüğünü, onlarla konuştuğunu, onların fotoğraflarını çektiğini ısrarla anlatan -içten ya da değil- şahitler, pek çoğumuzun yakın çevresinde bile mevcut.

3. DEJA VU

Fransızca bir kelime olan 'déjà vu', Türkçede 'daha önce görülmüş' anlamını taşıyor. Açıklamak istediği durum ise şu: Özel bir anı ya da birtakım koşulları, aynı şekilde daha önceden de yaşamış olduğunuzu hissetme hali. Herkesin hayatında bir ya da birkaç kez yaşadığı bu duygu, şaşırtıcı, anlaşılmaz, gizemli ve evet ürkütücüdür. Birçok kişi 'déjà vu' hissini psişik bir deneyim olarak algılar. Birçok kişiye göre ise bunlar, önceki hayatlarımızdan davetsiz çıkıp gelen anlık karelerdir. Araştırmacılar 'déjà vu' ile ilgili bazı açıklamalar yapmaya çalışsalar da, bu tuhaf hissin nedeni, bir gizem olmayı sürdürüyor.

4. TAOS UĞULTUSU

ABD'nin New Mexico eyaletinde bulunan küçük Taos kentini ziyaret eden bazı turistler ve vatandaşlar, yıllardır, çöl havasında gizemli, güçsüz, düşük frekansa sahip bir uğultu ve titreşim duyduklarını anlatıyorlar. Bu iddiada bulunanlar, Taos vatandaşlarının sadece yüzde ikisini oluşturuyor. Bazıları bunun çöldeki garip birtakım akustik sorunlarından kaynaklandığını düşünürken, bazıları da bir çeşit kitle histerisi ya da uğursuz bir sır olduğuna inanıyor. Duyulduğu iddia edilen sese ister vızıltı, ister uğultu, ister titreşim deyin; ister psikolojik, ister doğal, ister doğaüstü olduğuna inanın... Hakkında bilinen bir tek gerçek var: O da şimdiye kadar hiç kimsenin bu garip sesin kökenini ortaya çıkaramadığı.

5. DUYU ÖTESİ ALGI

Hem Doğu, hem de Batı toplumlarında, bazı insanların bir çeşit psişik güçleri olduğuna inanılıyor. Bugüne dek psişik güçleri olduğunu iddia eden kişiler, araştırmacılar tarafından pek çok teste tabi tutuldu. Ancak elde edilen sonuçlar her seferinde ya olumsuz ya da muğlâk ve şüpheliydi. Altıncı hissin gücüne inanan pek çok kişi, psişik güçlerin test edilemeyeceğini, çünkü bir nedenle kendilerine şüpheyle yaklaşanların ya da bilim adamlarının yanında azaldığını vurguluyor. Eğer bu tespit doğruysa, bilimin psişik güçlerin varlığını, gelecekte de ne ispat edebilmesi ne de çürütebilmesi mümkün görünmüyor.

6. ÖNSEZİ

İster altıncı his, ister önsezi, ister kötü hisler diyelim; hepimizin hayatımızda en az bir ya da birkaç kez garip sezgilerimizi rehber alarak hareket ettiğimiz olmuştur. Elbette bu karamsar hislerimiz çoğunlukla yanlış çıkar. Ancak kimi zaman kimi insanların altıncı hisleri -ne yazık ki- doğru alarm verir. Psikologlar bu durumu açıklarken insanların bilinçaltlarında, farkında olmadan çevremizdeki dünya hakkında bilgi topladığını vurguluyorlar. Bu şekilde biz aslında sadece 'görünüşte bilmediğimiz' bazı şeyleri biliyor ya da hissediyoruz.

Ancak söz konusu bilgiler bilinçaltımızın derinliklerinde yaşadığı için, bunun nasıl olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Bu açıklama kimileri için tatmin edici olsa da pek çok araştırmacıya göre önsezi, kanıtlanması ve üstünde çalışılması zor bir konu.

7. ÖLÜMDEN SONRA HAYAT

Hayatlarında bir kez ölüme yakın deneyim geçirmiş kişilerin bazıları, karanlık bir tünelde yol alıp, sonunda beyaz bir ışık huzmesine kavuştuklarına dair hikâyeler anlatır. Bunlar arasında sevdiklerinize kavuşmak, garip bir huzur hissetmek gibi daha renkli öyküler de mevcuttur. Bu deneyimler son derece etkileyici olmakla beraber, maalesef kimse 'öbür taraf'tan elinde bir kanıtla ya da doğrulanabilir bir bilgiyle geri dönmeyi başaramadı.

'Öbür dünya' meselelerine kuşkuyla yaklaşanlar, söz konusu deneyimlerin travma geçirmiş bir beynin gördüğü halüsinasyonlar olduğunu vurguluyorlar. Tabii bu nedenle de son derece doğal ve açıklanabilir olduklarını... Ölüp de geri dönen olmadığına göre, bu konu gizemini koruyacak.

8. UFO'LAR

UFO deyince genelde insanların aklına uçan daireler, kısacası uzay gemileri gelse de UFO'nun açılımı 'Tanımlanamayan Uçan Nesne'... Ve bu nedenle evet UFO diye bir şey var. Çünkü dünyanın her tarafında, gökyüzünde ne olduğunu tanımlayamadıkları birtakım objeleri gördüğünü söyleyen insanlar var. Ancak bu obje ve ışıklar, aslında uçak mıdır, meteor mudur yoksa gerçekten Marslıların son model uzay gemisi midir Bu bir türlü açıklığa kavuşamıyor.

9. ASLA BULUNAMAYAN KAYIPLAR

İnsanlar bazen kaybolur. Bazıları yaşadıkları hayattan kaçar, bazıları büyük çaplı ve cesetlerin tanınamadığı kazalarda yitip gider, bazıları cinayet kurbanı olur. Kayıplar ölü ya da diri bulunur. Ancak bazı insanlar vardır ki adeta buharlaşırlar. 1872'de Portekiz yakınlarında bulunan 'hayalet gemi' Marie Celeste'in mürettebatı, Amerikan işçi lideri Jimmy Hoffa bu şekilde kayıplara karışanlardan sadece bazıları. Kaybolanlar, normal şartlarda polis soruşturması, itiraflar ya da tesadüf sonucu bulunuyor. Ancak ortada kanıt olmadığı zaman insan, psişik detektiflerin işe ele atması gerektiğini düşünüyor.

10. BÜYÜK AYAK

Bu gizem de Amerika'dan... Yeni Kıta'da yıllar boyunca, insana benzeyen, bol tüylü, son derece iri, 'Büyük Ayak' adlı bir yaratığı gördüğünü iddia eden sayısız insan ortaya çıktı. Tüm kıta çevresinde kaydedilen iddialar eğer doğruysa, aslında binlerce Büyük Ayak'ın yaşıyor olması gerekirdi. Ancak bugüne kadar bu korkunç yaratığa ait tek bir ceset bile bulunamadı. Ortada belirsiz fotoğraflar, video kayıtları ve tanıkların açıklamalarından başka bir şey yoktu. Görünen o ki, Büyük Ayak da, İskoçya'nın varlığı bir türlü kanıtlanamayan ünlü Loch Ness canavarı gibi gizemler dünyasındaki yerini koruyacak.

  

5 Temmuz 2008 Cumartesi


BİLGİSAYARIN GELECEĞİ

HP Labs'de çalışan araştırma görevlileri, elektrik devrelerinde dördüncü bir temel elemanın varlığını kanıtlayan eski bir gizemi çözerek bilgi-işlem teknolojisinde çok büyük bir adım attı.

Bu unsur, "memory resistor"un kısaltılmasıyla elde edilen memristor olarak adlandırılıyor. Yakın bir geçmişe kadar devre elemanı, yalnız Kaliforniya Berkeley Üniversitesi, Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü profesörü Leon Chua'nun, 1971'de mühendislik bölümünde öğrenciyken yazdığı bir dizi matematiksel denklemlerde tanımlanıyordu.

Memristor'u isimlendirerek tanımlayan Chua, memristor'un resistör, kondansatör ve indüktör ile birlikte dördüncü temel devre elemanı olarak kabul edilmesi gerektiğini; çünkü memristor'un bu üç elemanın herhangi bir kombinasyonu ile elde edilemeyecek benzersiz özellikler taşıdığını savunuyordu.

Chua, devre elemanının fiziksel bir varlığının olması ve çalışma şeklinin açıklanması gerektiğini bilmesine rağmen, ne Chua ne de mühendislik topluluğunun diğer üyeleri memristor'un varlığını kanıtlayan fiziksel bir örnekle karşılaştı.

Dördüncü eleman gerçeğe dönüşüyor

1990'ların başına gelindiğinde, HP Labs'te görevli bir grup araştırmacı, farklı nano teknoloji materyalleri üzerinde çalışırken, Chua'nın hipotezindeki memristor gibi davranan çeşitli örneklerle karşılaştı. HP araştırmacıları, efsanevi devre elemanının gerçek olabileceğinden yola çıkarak Chua'nın on yıllar önce kuramını oluşturduğu elemanının aynısını yarattılar.

Bu elemanın matematiksel bir modeli ve fiziksel örneği, Nature dergisinin 30 Nisan tarihli sayısındaki bir makalede yer aldı.

HP Labs Bilgi ve Kuantum Sistemleri Laboratuarı'nda görevli, keşfi yapan dört bilimadamından biri olan Stan Williams, bir memristor cihazının en ilginç özelliğinin, içinden geçen yük miktarını "hatırlaması" olduğunu ifade ediyor. Memristor için matematiksel bir model sağlayan ekip, böylece memristor'un bilgi saklama yeteneğinden yararlanan bütünleşik devre tasarımlarının geliştirilmesini mümkün kıldı.

Ancak memristor, teknik uzmanlar ve bilimsel konularda yazan blogger'lar arasında heyecan uyandırmanın dışında, tam olarak ne işe yarıyor ve gelecekte işlevi ne olacak?

Örnek olarak bir bilgisayarı ele alalım. Artık mühendisler, günümüzde yaygın olarak kullanılan D-RAM'in (Dynamic Random Access Memory) yerini alabilecek yeni bir tür bilgisayar belleği geliştirebilecekler. D-RAM kullanılan bilgisayarlar, kapatıldıklarında bilgiyi saklama yeteneğine sahip değildir; bu nedenle tekrar açıldıklarında yavaş ve enerji tüketen bir "açılma" süreci zorunlu olarak gerçekleşir.

İnanılmaz belleği ile memristor, temel başlangıç verilerini çok daha hızlı bir şekilde yükleme potansiyeline sahiptir. Yani, bilgisayarınızda ön yükleme yapmak ya da büyük dosyaların açılmasını beklemek zorunda kalmayacaksınız. Benzer şekilde bilgisayarların bellek işlemleri için harcadıkları enerji miktarı da önemli ölçüde azalacak.

Ayrıca memristor; bilgi-işlem, cep telefonları, video oyunları ya da yüksek bellek kapasitesi gerektiren uygulamalarda da kullanılabilecek.

Gerçekten 'akıllı' bilgisayarlar yükselişte mi?

Peki memristor'un en heyecan verici potansiyeli ne? İnsan gibi düşünebilen bilgisayar fikri mi? Memristor teknolojisi, günün birinde, örnekleri hatırlayıp ilişkilendiren sistemlerin geliştirilmesini sağlayarak, daha önce toplanan veri örneklerine göre karar alabilen -insan beyni gibi bir dizi olayı bir araya getirerek anlayabilen- bilgisayarlar ile sonuçlanabilir.

Bu teknoloji, yakın bir gelecekte Matrix'e benzer bir senaryo yaratmayacak olsa da, yüz tanıma teknolojileri ya da karmaşık biyometrik tanıma sistemleri geliştirmek için kullanılabilir.

HP Labs'ten Williams: "Bu teknolojinin getireceği bazı şeyleri, henüz tahmin etmemiz mümkün değil. Ancak tahmin edebildiklerimiz gerçekten harika şeyler."

26 Haziran 2008 Perşembe

YANLIŞ ANLADI ŞEREFSİZ

YANLIŞ ANLADI ŞEREFSİZ.

Yakışıklı, güçlü kuvvetli, kısacası her haliyle dört dörtlük bir adam bardan içeri girer. Yanında da bir devekuşu vardır. Kadınlar adama hayran kalırlar.

Adam barmene seslenir: "Bana bir viski!". Devekuşunu göstererek
"Buna da bir tas su." der ve içtikçe içerler.
Sonra adam, "Hesap!" der.
Barmen : "26 $ 48 cent." der.
Adam elini cebine atar. Cebinden çıkardığı paranın hepsini bırakır çıkar.
Barmen sayar, tamı tamına 26 $ 48 cent.
Adam ve devekuşu sonraki gün de aynı bara içmeye giderler.
Adam yine hesabı ister barmenden. Barmen "32$ 28 cent" der.
Adam yine elini cebine atar, cebinden çıkan bütün parayı bırakır ve yanındaki devekuşuyla birlikte evlerinin yolunu tutarlar.
Barmen sayar; 32 $ 28 cent tamamdır. Şaşkın barmen olayın sırrını çözmeye çalışır, ama nafile…
Sonraki günlerde de olay aynen tekrarlanır: Adam hesabı ister; barmen miktarı söyler; adam cebindeki bütün parayı çıkarıp barmene teslim eder. miktar her zaman ne eksik, ne de fazladır.…

Barmen kafayı yemek üzeredir. Bir gün dayanamayarak bu işin sırrını sorar.
Adam anlatır:

  • Bir gün yolda Alâeddin'in sihirli lambasını buldum. Ovuşturdum, içinden Cin çıktı ve bana üç dilek dilememi söyledi. Ben de dileklerimi sıraladım:
    1. Çok yakışıklı ve kadınların hayran olduğu bir tipim olsun.
    2. her yerde ve her zaman ne kadar paraya ihtiyacım olursa olsun elimi cebime attığımda o kadar para cebimde hazır olsun.
    Barmen paranın sırrını öğrenip rahatlamıştır. Sonra devekuşunu göstererek sorar;
  • Peki bu nedir bu?
    Adam cevap verir:

Haaa o mu? Üçüncü dileğimdir O, der. Beni hiç yalnız bırakmayacak uzun bacaklı bir piliç istemiştim, şerefsiz cin yanlış anladı…

13 Haziran 2008 Cuma

KADININ İÇİNDEKİ KÜÇÜK KIZ

kadının içindeki küçük kız

Bülent, avucunu açmış, kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski, fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor. Belki benden daha zengindir." diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, bir de sinirlenmişti. Alaycı bir ses tonuyla:

  • Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.
  • Hayır, çikolata parası lazım!

Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor, diye düşündü.

  • Siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
  • Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu, yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

  • Bugün karnınız doydu da üstüne tatlı mı istedi canınız?
  • Fakirin canı mı olur ki tatlı istesin, beyim…
  • Bu bir kamera şakası mı, yoksa sen iş bulamamış bir stendapçı mısın?
  • Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.
  • Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla…
  • O bizim için değil, zenginler için geçerli. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.

Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş, sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı . Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.

Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu.

Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek

mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.

  • Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.

  • Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım. Fakat bugün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

  • Oturun da biraz dertleşelim bari, dedi.

Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

  • Yokmu eşin dostun, borç alabileceğin bir akraban?
  • Fakirin akrabaları da fakir olur, beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
  • Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?
  • Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
  • Hmmmmmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl, diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
  • Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
  • Söyle o zaman, nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
  • Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.
  • Formül dediysem kimya formülü sormuyorum, canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz.
  • Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?
  • Hiçbir şeyim yok mu? Hayır, benim her şeyim var. Benim karım her şeyim. Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım… Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada…Sizin "ev", "araba", "iş" diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.
  • Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur…
  • Altın tasın kan kusana faydası yoktur, beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, ancak kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde mutlu olur.
  • Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?
  • Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum, ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.
  • Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
  • Küçük kızı severek.
  • Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?
  • Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.
  • Nasıl yani ?
  • Küçük bir kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?
  • Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır; "babacığım, beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur. Güzelsin, demem de yetmez ona. " Harikasın, prenses gibi olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel kızı, demeliyim.
  • İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum, çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim, bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.
  • Hiç kavga etmezmisiniz siz?
  • Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.
  • Benim eşim çok ciddi bir kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.
  • Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar, hem de çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.
  • Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum. Bazen işlerim çok yoğun oluyor, o zamanlarda eve çok yorgun gidiyorum.
  • Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi. Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene; somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin ki…
  • Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
  • Yine para, yine dış sebepler… Evet, para önemli ve gerekli, ama kadınlar erkekleri para için sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar onlara hediye alınmasını severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama sadece hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım, günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım, ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım, ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim, ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.

  • Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine de küçük kızın gönlünü al. Belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.

  • Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

Elini bırakıp koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.

  • Hadi gel, eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.

Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.

Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş, su

içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı., sonra eşinin önüne koydu.

  • Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

İnci hiç konuşmadı.

  • Sorsana "niye" diye.

İnci kızgın kızgın:

  • Niye? Diye sordu.
  • Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla.

İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.

  • Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
  • Hayret! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim, istediğim bir şeydi: "bak senin sevdiğin meyveleri aldım". Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.
  • Özür dilerim seni kırdığım için.

Sonra Bülent yere diz çöktü.

  • Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden: Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme!

Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.

İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.

  • Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi.

Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü.

Bundan sonra her şey daha farklı olacak, diye düşündü.

6 Haziran 2008 Cuma

Word Dosyasına Virüs Bulaştı: Tixcet.A

Panda Antivirüs firması, Word dosyaları içinde kendisini fark ettirmeden dolaşan ve diğer dosyalara kopyalanabilen Tixcet.A ismindeki solucanı tespit etti.
Geçtiğimiz ayın sonlarına doğru fark edilen solucanın yıkıcı ve bozucu özelliği bulunuyor. Tixcet.A içeren Word dosyaları ya siliniyor, ya da kendi kendisini kopyalayarak yayılıyor. Zararlı solucan, Word'ün yanı sıra PowerPoint , MP3, Zıp ve JPEG dosyalarına da bulaşabiliyor.

Tixcet.A'nın bulaştığı bilgisayarlarda Sistem Özellikleri "Cetix" olarak kayda giriyor. Bu bilgisayarlarda "Görev Yöneticisi" ve "Windows Kayıt Editörü" çalışmıyor.

Panda tarafindan yapılan açıklamada, yüklü antivirüs programlarının ve firewall ürünlerinin sürekli güncellenmesi ile bilinmeyen yerlerden gelen Word dosyalarının açılmaması gerektiği belirtildi.

Tixcet.A sistemde neler yapıyor?

Word dosyası görünümündeki zararlı solucan, sisteminizi alt üst edebiliyor. Tixcet.A'nın sisteme bulaşmasından sonra ortaya çıkan zararlar şunlar:

  • • İlk kez çalıştırıldığında sistem yeniden başlatılıyor.
  • • Kopyala-yapıştır komutlarını etkisiz hale getiriyor. Kullanıcı bir metni kopyalayıp başka bir yere yapıştırmak istediğinde, yapıştırılan metin "Hello !My Name is CETiX, nice to meet you..." oluyor.
  • • Görev yöneticisi, Kayıt Defteri Editörü ve Komut satırı çalışmıyor.
  • • Pencere adı içerisinde ANVIECLAZZ, BITDEF, CabinetWClass, DETEC, ExploreWClass, GRISOFT, HIJACK, KASPER, NORMAN, NORTON, PROCEXPL, SETUP, SYSINTER, WINDOWS kelimelerini içeren uygulama ve hizmetleri sonlandırıyor.
  • • Windows Explorer ve tarayıcı programların pencere isimlerini "CETiX: Don't Kill Me Please...! My name is CETiX, Nice to meet you..." şeklinde değiştiriyor.
  • • Sistem özellikleri penceresinde, lisans sahibinin adını "CETiX Bali" olarak değiştiriyor.